Sokak Sanatı

Sokak sanatı diyiverince bircogumuzun aklına gelen ilk şey,graffiti’ler,duvarlara ve yerlere yazılan şekilli yazılar ve dolayısıyla batıya yönelen bir gençlik olacaktır. “Parab0La”,ya da “çar$ı” yazılarından ibaret değildir sokak,nitekim onlarca kavgayı,tonlarca kanı barındırır özünde. Sokak sanatı demek,sokağa adım attıgınız anda yaşamla-ölüm arasındaki teraziyi dengelemek demektir. Sokakta yaşamak,karanlık,sisli-puslu ve karanlık yolların getirdiği ve getireceği bütün olumsuzluklara göğüs germektir. Anlayacagınız ara sokakların duvarlarında gördüğünüz yazılar kadar şekilli değildir bu sokaklarda yaşayan cocukların hayatı. Ve de onların gökkuşağındaki renk,”graffiti”deki kadar geniş bir yelpazeye sahip değildir. Şayet ya siyahtır,ya da beyaz. Siyah ve beyaz salt renkleri ifade etmez özünde,siyah ölümü,beyaz ise cogu kez kötü bir alışkanlıgı -esrar,eroin,kokain vb.- temsil eder. Perspektifi görmek isteyenlere ise cevabım gayet keskindir. Sokak sanatı tanımlanamaz bir kavramdır,kavram olma yolundaki bir kargaşadır,mamafih belirgin bir tasviri yoktur desek yeridir. Simit satan bir amca,örgülerini sergileyen bir kadıncağız,ayakkabı boyayan bir cocuktur sokak sanatını icra eden. Ya da bol giyinip,hızlı konuşan;duyulmasa da “amacını” ta derinlerde hissettiren kendine özgü bir yaşamı ve kendine özgü bir ölümü olan,”sil atçı” bir mekanize zihniyetle yaklaşılan,”hip-hopçı” bir lansmandır sokak sanatı. Çıplak gözle göremezsiniz sokak sanatçılarını; onları görmek için,onlardan olmalısınız. Onları yaşayıp,onları ölmelisiniz…

Merhaba

Herkese merhabalar,sizlere yeniden merhaba diyebilmek ne kadar güzel bir duygu anlatamam…
Anlatamam cünkü size anlatacak o kadar cok şey var ki,neresinden başlasam ben de bilemiyorum sevgili dostlar. Cok uzunca bir süredir sizlerle yazılarımı,ve hatta duygularımı paylaşamıyordum;üzerimde bunun vermiş oldugu bir burukluk ve eksiklik var hiç şüphesiz. Mütemadiyan dostlarımız bizlere ulaştı,durumumuz hakkında bilgi aldılar,blog uzun zamandır tozlanmaya yüz tutmuş kullanılmayalı. Antalya’da iş hayatına atılmış olmamdan dolayıdır ki sizlerle iletişim soguklugu yaşadık. Şimdi memleketime döndüm,yerel bir radyoda program yapıyorum. Anlayacagınız aşçılıga kısa bir süreliğine ara verdik,reklama girdim tabiri caizse iş hayatı bir filmse şayet ç)

Sizlerden uzaktayken cok şey değişmiş,sizler değişmişsiniz en basit deyimiyle. Site büyüyüp gitmiş,kocaman olmuş bu “bebek”. Binlerce parmak dokunmuş,binlerce göz gözlemiş neler olup bittiğini de,bizlerin haberi olmamış nedendir bilinmez. Belki kırgındır blog bana,vefasız oldugumu düşünmüştür ister istemez,ama değilim. Şartlar elvermediği için dostluk tazeleyemedik biricik dostumla,kalem arkadaşımla. Ama o günler artık geride kaldı,bundan sonra hep beraberiz,ayrılmamak ümidiyle yazıyorum gecenin şu saatinde sana.

Daha yazacak ve paylaşacak tonla şey var,şuan sabaha karşı olması sebebiyle gözlerim de dalıyor derinlere,kücülüp gidiyor çevresi. Kulaklıgın yaptıgı basınç ciddi anlamda sarsıyor uykusu kaçan beyin hücrelerimi,bu pozitifliktan tamamiyle sıyrılıp negatif bir etki yaratan titreşimlere bir son vermeliyim. Hummalı bir çalışma var içlerimdeki ağrıyı bastırmak için,uyku da kaçtı gitti avuçlarımdan,gözlerimden… Yarın tekrar görüşebilmek ümidiyle Para,selametle…

Uyan,Öldün…

Bir gece ansızın fırlarsınız yataktan,kan ter içerisinde…
Yüzünüzdeki terleri silersiniz,ovuşturursunuz gözlerinizi,”kabusmuş” diyip,geri yaslarsınız başınızı…

Bir gece ansızın fırlarsınız yataktan gülerek,cok ilginç bir hal-i tavır içerisinde görmüşsünüzdür kendinizi,”ne garip” diyip yaslarsınız geriye başınızı…

En güzel yerindeyken,tam ona ıslak bir öpücük konduracakken uyanıverirsiniz,”keşke rüya olmasaydı” dersiniz ve bir buruklukla başınızı yaslarsınız geriye…

Birbirinden farklı rüyalar,birbirinden farklı kabuslar görmeye gece boyunca,ve hatta süregelen zamanda geceler boyunca devam edersiniz. Kiminde bir burukluk içinde
yaslarsınız başınızı geriye,kimi zaman da bir kabusun korkusunun verdiği endişeyle. Kimi zaman gülerek,kimi zaman da şaşkınlık içerisinde yaslarsınız başınızı geriye,
gördüğünüz bu ilginç rüyaya anlam veremeyerek.

Hayat rüya gibidir,en kötü anlarında bir an önce uyanmak,hatta uyandırılmak isterken,en güzel,en tatlı zamanlarda ise hiç uyanmak istemezsiniz. Şayet gördüğünüz
bütün güzel rüyaları gerçekleştirmek istiyorsanız,rüyadan uyanıp bir an önce çabalamaya başlamalısınız. Kısacası rüyalarınız gerçek olsun istiyorsanuz,uyanmalısınız.

Gözlerinizi açtıgınızda,”rüyaymış” diyip kapatırsınız…
Gözlerinizi açtıgınızda “rüyaymış” diyip kapatırsınız….
Gözlerinizi açtıgınızda “rüyaymış” diyip kapatırsınız….

Gün gelir,gözlerinizi açamazsınız;ölüm en gerçek haliyle,bir rüya gibi sizi alıp giderken uzaklara…
Bir anda fırlayıverirsiniz,işte o anda başınız tabuta çarpar,ve ölümün bütün cıplaklıgıyla yüzleşir de anlarsınız,ölüm görülemeyen tek rüya,uyanılamayan tek uykudur…

Ölüm hissetmemeyi hissetmektir,ve sizin en canlı oldugunuz an,ölmeden hemen önceki son bir kaç saniyenizdir.
İşte hayat “o” birkaç saniyeden ibarettir,uyanın ve bu kısacık zamanı en iyi şekilde değerlendirin….

 Turan Enes # Parab0La

Şanışer – Hırsıyla Deve Güreşi Oynayan Adama

Merhabalar,
Grup Hepsi Fan Club – Şanişer; Hırsıyla Deve Güreşi Oynayan Adama ! Açıklamamın konusunu sanırım bu piyasayı takip eden bir çok insan tahmin edeiliyordur : SARP DOSYASI

Önceikle belirtmek isterim ki; dün bu resimleri ilk gördüğümde sadece güldüm , ama bugün bir çok dinleyicim benden bir cevap beklediklerini iletti. Bu yüzden bir açıklama yapma gereği duydum .

Yaşadığımız bu olayda beni en rahatsız eden durum msn adresimin silinmeden yayınlanmasıdır.Niçin msn adresimin yayınlanmasını bu konuşmaların yayınlanmasından daha rahatsız edici bulduğumu düşünüyorsanız hemen söyleyeyim ; artık tecrübe ettim ki , o insandan bu tarz şeyler zaten beklenmelidir.
Emin olun benim de elimde o msn konuşmalarının tamamı , bir cok görsel vs. mevcut. Üstelik ben bunları ilerde koz olarak kullanmak için özellikle print screen falan da yapmadım , tamamı kendi gönderdiği resimler ve bilgisayara otomatik kaydedilen msn konuşma günlükleridir. Lâkin ben bunları istediğim bölümlerini kırpıp yayınlayacak karakterde bir insan değilim,olamam da …
Ben , bu dallas kıvamındaki çirkin rap ortamında , karakterimi bozmamaya özen göstermek zorundayım , bu yüzden bugün bir diss dinlemek yerine bu açıklamayı okuyorsunuz. İnanın yine ses etmek istemezdim , yeri geldiğinde maddi manevi kapılarımı sonuna dek açtığım insanların attığı disslere dahi ses çıkarmadım , ama beni çirkin gösteren bu konuda suskunluğumu bozmam, beni tanıdığını düşünen dinleyicilerimin yanılmadığını onlara hatırlatmak için yapmam gereken bir şeydi.
Bunu yapabilecegim en saygılı tavırda gerçekleştirmeye çalışıyorum hâlâ.

Gelelim malûm konuşma görüntülerine ; öncelikle yalan savının ve benim kabulumün (ki sebebini açıklayacağım)olduğu bölümleri anlatayım :

# Biz kankaydık,değildik… Ben 2007’de yaptığım bir şarkıda geçirdim “biz kankaydık” lafını.Keşke geçirmeseydim , ama pişmanlığımın sebebi bunun yalan olması değil… Daha iyi açıklamak için üstü kapalı birkaç örnek vermek istiyorum ; ben yakın bulduğum arkadaşlarım için yaptıklarımda bir karşılık aramam. Başka bir insan yapsa çok farklı davranacağım mevzularda yakın bulduğum insanlara çok daha ılıman , çok daha anlayışlı olurum; ki bence birinin bir diğerinin kankası olduğunu hissetme durumu budur. İşte, ben bu hisleri hissedilmemesi gereken bir insana hissetmişim , uzattığım el yanlış bir kişiye aitmiş . Daha açığı , ben o dönemde yakın arkadaş olduğumuzu cidden düşünmüştüm, fakat o beni öyle görmüyormuş ki; 2000de biz 13-14 yaşlarındaydık ,O yaşlarda insanın karşısındaki kişilerin düşüncelerini şimdiki gibi sağlıklı tahlil etmesi mümkün değildi.
Aslında onunla yakın arkadaş olmadığımızı da anladım sonradan , okuduğunuz konuşmaların başından itibaren anlayacağınız üzere tavrım onunla iyi bir arkadaş olmak değil sadece problem yaşamamayı,düşman olmamayı amaçlıyordu .İşte bu yüzdendir ki, 2000’de kankaydık lafının yalan olduğunu söylediğinde onaylayıp geçtim, O bana bunu söyledikten sonra ben son derece gurursuzca “hayır, biz seninle çok iyiydik,yakındık” demezdim , demem.

# G3 mevzusu… G3 yanlış hatırlamıyorsam o şahsın kurmak ya da içinde bulunmak istediği bir oluşumdu. Benim konuyla alakam da vücudumda sözde bir g3 dövmesi bulunduğu dedikodusuyla vuku buldu sanırım . Vücudumda tabiki böyle bir dövme yok ,bildiğim kadarıyla vücuda dövmesi yapılacak bir oluşum bile yok! Ve emin olun birbirimize giydirmeyi bırakıp “çıplak çıplak takılma”ya karar verirse dahi o dövmeyi göremez o şahıs Şanişer; Hırsıyla Deve Güreşi Oynayan Adama ! Peki neden ona da “ok” deyip GEÇİŞTİRDİM ? Çünkü, onun sürekli üstüme oynama çabalarına rağmen ben hala birşeyleri en azından bir selam verecek yüzümüzün olması adına ayakta tutmaya çalışıyordum.

Merak ettiğim bir şey var ayrıca, madem çok muzdaripti benim kanka olduğumuzu söylememden , benim o şarkıyı yaptığım dönemlerde niçin sesi çıkmadı ? Sebebi sizce iyi niyet olabilr mi ? Son derece tevazu gösterip, bir şeyleri hala çözmeye çalışan birine tezgah kurup, msn konuşmalarını ‘printscreen’ yapıp, 5 ay boyunca sinsice elinde koz(!) olarak tutacak karakterdeki bir insan mı ? SANMIYORUM..bunun sebebi , Şanışer ismi o şahsın adıyla beraber anılırken , hiçbir şey üretemediği o dönemlerde benim ona gönderdiğim saygılarla ve taklit polemikleriyle egosunu tatmin edip , bir yandan da üretmeksizin gündemde kalmak olabilir mi peki ? Yorumu size bırakıyorum..

Konuşmalarda yine yapıcı tavrım gereği cevap vermediğim bir diğer konuda , “şimdi elime düştün” olayı… Pardon,kim kimin eline düşüyor?! O şahıs , yanlış hareketleri sonucu , zamanında elde ettiği ‘fame’i ve çevresindeki insanları,arkadaşlarını büyük ölçüde yitirip bu şehirde yalnız kaldı. Hatta, gittiğim neredeyse bütün şehirlerdeki parti organizatörleri, ödenen ücretlere ve verilen sözlere rağmen organizasyonlarına gelmeyen bu şahısla bir daha çalışmayı düşünmediklerini söylediler.Nitekim yaptığı bu son yanlış hareketten sonra da , bir çok farklı şehirden organizatörlerin bir daha kesinlikle o şahısla çalışmayacaklarını söylemelerine rağmen ,ben ve ekibim kimsenin ekmeğiyle oynamayı aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz için , bu durumun bir ikili anlaşmazlık odugunu ve ticari mevzulara etki etmemesi gerektiğini,bunun bzim etik duruşumuza ters olduğunu belirttik. Hal buyken , “Kim kimin eline düşüyor?”

Olayımızın patlak vermesinin kilit noktası, Berk”Beta”Bayındır’ın ‘Dokuz’ klibinde yer almam olmalı , bu da beni üzen ayrı bir nokta. Çünkü, eğlencenin ön planda olduğu iğneliyici bir klipten bahsediyoruz , o şahsın da aynı Beta gibi mizah öğeleri içeren bir tarzı var ve mizah yapan bir insanın mizahla eleştirildiğinde karalamayla(!) cevap verme çabası gerçekten düşündürücü… Örnek tepki, sanırım yine Beta’nın ‘Pişti’ klibindeki hayko cepkin tiplemesine Hayko Cepkin’in gülerek ve elini sıkarak vermiş olduğu tepkidir.

Eğer konu rap müzikse , hoşnutsuzluklar rap ile dile getirilmelidir.Myspace dünyanın en çok ziyaretçi alan müzik sitesidir , magazin sitesi değildir.Kirli çarşaflar dökülmek isteniyorsa, bu müzik ile yapılır.
Yoğun bir şekilde hazırladığım albümün üzerine titrediğim bu dönemde keşke bu olay hiç yaşanmasaydı ; bu notepad dosyasının önünde geçirdiğim dakikaları harcamam gereken çok daha ciddi işlerim var. Bu yüzden umarım konu burda kapanır , ama kapanmazsa da o şahıs,böyle ucuz oyunlarla değil, bugün onu dinleyen ve savunan insanların hâlâ var olmasını sağlayan müziğiyle devam ettirmelidir bu işi.. Lâkin devam etmesi , çok istediğim bir şey değil; çünkü o şahsa söyleyecceğim her kelime ona prim vermekte…Yine de böyle bir olay olursa gereken cevap verilir.

Bugüne kadar dinleyicilerimin verdiği enerjiyle elimden gelenin en iyisini yapmaya ve samimi olmaya çalıştım .Bu rap aleminde hem herkesle aramın iyi olmasını, hem de herkesle belli bir mesafede durmayı hedefledim.Ama, bunca çabadan sonra böyle üzücü bir olay sayesinde bu küçük camiada ne kadar yanlış bir insana ne kadar gereksiz tölerans gösterdiğimi anladım.

Emin olun bu yazdıklarımı direk o şahısa anlatmayı tercih ederdim ama muhtemelen o bu yazdıklarımın da işine gelen bölümlerini kırparak myspace sayfasından insanlarla paylaşacaktı; bu yüzden bu yazıyı direk ilk ağızdan , benim ağzımdan sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.

” Keşke ben bir şeylerr yaparken sen de üretseydin de beraber yükselseydik.. Üretememenin verdiği karın ağrısıya böyle işlere girmene gerek kalmazdı o zaman .. “

Bu yazdıklarım sizleri yanıltmasın , ben hâlâ aynı kişiyim.Yani burnum falan kalkmadı, havalara girmedim. Sadece artık fazla tevazu gösterdiğim için üstüme gelinmesinden bıktım.Son olarak acı bir istatisik paylaşmak istiyorum sizlerle.
Bu şahış bu kadar büyük bir paparazi olayına girmesine ragmen bugün dahi benim 1/4’ümden daha az dinlenmiştir. Bu istatistiği ‘printscreen’ yapıp yayınlıyorum. Okuma sabrını gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

Saygılar ve sevgiler,
Sarp”Şanışer”PALAUR

“Aşk” Açılımı

Sonbahardan sonra yeni filizlenen bir ağaçtır,ya da ilk fidelerini veren bir çiçek. Yeni doğan bir bebektir aşk,saf ve temiz olmasına rağmen acılı ve meşekkatli bir süreçtir. Kimi zaman beklemektir,kimi zaman da el sallamaktır bir trenden, geride kalanlara. Kimine güneş olur doğar,kimine ay olur tutulur. Ne olduğu önemli olmaksızın,güzel bir enstantanedir  aşk insanoğlunun gördüğü. Kör ebe oyunu gibidir aşk,karanlıgın en son noktaya geldiği anda,en yüksek haz’zı aldıgın andır. Aşk ney sesi gibidir,en büyük acıların sonrasında gelen rahatlatıcı bir sestir. Aşk hedefe ulaşmaktır,aşk başarmaktır. Aşk başarmayı başarmaktır hatta. Aşk Ferhat’tır,aşk Mecnun’dur. Aşk çöldür,aşk Nil nehridir. Aşk gülü sevmek değil,dikeninden eskiz almaktır. Aşk bir oyuncaktır yetişkinlerin oynadıgı. Aşk vizyona girmeyen bir filmdir,girmeyecektir de. Ne zaman geleceği belli olmayan bir filmdir aşk,hangi koltukta yer alacagını bilemezsin.  Yanında kimin oturacagını,ne kadar süreceğini. Fragmanını sadece sen izlersin,ilk karelerini sen çekersin. İlk önce kalbin hızlı atmaya başlar,sonrasında heyecan ve kan basıncın yükselir. Tam bitti dediğin anda,başa sarar duygular.

Her iyiliğin içinde bir kötülük vardır derler ya,işte aşkın da kötü bir yanı var. Aşk da tıpkı açlık gibidir. Aç bir mide ne zaman yemeğe kavuşunca hissiyatını yitirirse,aşksız bir kalp de kavuştugu anda doyar sevgiye,şefkate,ilgiye…

Şimdi uzaklardasın,yakında kavuşacagız. Sana kavuşacagım için sevindiğim kadar,aşkımı yitireceğime üzülüyorum bi’tanem.

Kürt Acılımı

Haftalardır bir açılımdır aldı başını gitti. Sürekli bir şeylerin açılımını yapıyoruz yapmasına ama kapanışını yapamıyoruz. Peki nedir bu acılımların sebebi ? Türkiye’ye getirisi ve götürüsü var mıdır ? Bu tür acılımlar tartışıldıkça,tartışan,algılayan ve analiz eden ve bunun sonucunda da çağdaşlaşan bir toplum mu oluyoruz? Yoksa tam aksine bağnaz kalem kavgaları ile geriye doğru mu gidiyoruz ?

Ben de bütün bu acılımlara bir yenisini eklemek istedim,sizinle paylaşayım hemen. “Kemik Sızlatma Açılımı”. Evet yanlış duymadınız,kemik sızlatma açılımı. Nihayetinde Türk,Kürt,Laz ya da Çerkez demeden milyonlarca insan ortak dil,din ve tarih mirasıyla birlikte aynı toprak parçası üzerinde yaşıyoruz. Neden bir grup silahlı insan belirli hakları istiyor diye gündem başı boş açılımlarla kapanıyor ? İstanbul’da da bir anne ölen oğlu için ağlıyor,hakkari’de de. Dillerde aynı dua,yüzlerdeki ifade aynı. İçleri yakan ateş bir,sönen ocaklar aynı. Batıda da binlerce insanımız aç,işsiz ve yuvasız. Onların da istekleri var,onların da yaşama hakları var.Bunların hiçbirisi batıda yokmuşçasına neden sadece doğuda yaşayan üç beş eli silahlı pkk’lıya açılım yapılıyor da,batıdaki açlıktan ölen insanlarımız için açılım yapılmıyor bu da ayrı bir mesele. Bu tür açılımlar ancak atalarımızın kemiklerini sızlatır,şayet aydınlarımızdan birisi bir gün inşallah yeni bir açılım yapar da bu sızlayan kemiklere değinir.

Tortu

Yazıyorum biraz ağlamaklı,tuttugum kalemin ucunda tortu.
İzliyorum uzaktan benden kopanları,filmlerinde korku.
Uzansam kalkamayabilirim,dalga dalga bedenim yorgun.
Kolaya mı kaçsam çekip tetiği,biliyorum sonunda zorluk.
Artık yapma çiçekleri suluyorum,saksıdakiler solgun.
Bedenimi toprak alsın,yolum uzun ve ruhum yolcu.
Hevesimi boşver geçici,nefesimi kessen gelir sonsuz.
Günahlarımın üstü kalsın,sevaplarım olsun borcum.
Kelepçeyi vur gitsin,aleyhime bitecektir sorgum.
Hatıraları al rafa kaldır,kalbimin üstü tozlu.
Kişilik çatışmalarımda yaşadıgım kaçıncı bozgun
bu kaçıncı kozdu koydugum kaçıncı oyunu bozdum ?

02:56 # 12.o7.2oo9

Gece sıfır iki ellialtı ç) Pardon,02.56 demek istedim. Uzun zamandır yazmıyordum daha doğrusu yazamıyordum. Ha bu arada yazıya başlamadan önce bu yazıda noktalama işaretlerine sık sık yer vermeyeceğim. Cünkü bıktım bu hayatın noktalarından ve virgüllerinden. Cok sıkıcı etrafım bom boş. Sokaklardaki kalabalıktan öte bi yerdeyim. İnsanlarla diyalog kurmak mors alfabesi kullanmak kadar zor. Sevgilimden ayrılmışım ve ailemden uzaktayım. Sürekli birileri gelip gidiyor kimse baki değil. Yabancı bir şehire düştüğümde yalancı insanlarla amansız mücadeleler edeceğimi biliyorum artık öğrendim. Mutlu değilim sadece rahatım. Bu da ekmek elden su gölden oldugu içindir. Nereye kadar böyle gidecek onu da bilmiyorum. Ama bu aralar hayat denen zifiri karanlıkta bir ışık görür gibi oldum. Ama sivri sinekler gibi hemen o ışığın gizemine kaptırmayacagım kendimi. Sağlam adımlarla yaklaşacagım aydınlıga. Bir anda cıkarsam gözlerim kamaşırda aman Allah şaşkınlıktan düşüverirsem yerlere cok tekme yerim. Bu yüzden temkinli ve sakinim.

Meleğim bu aralar cok sıkkınmış. Hem üniversitesini hem de yaşadıgı şehri yakında terkedecekmiş. İnşallah bundan sonraki hayatında başarılı ve mutlu olur. Onu görmeyi o kadar istiyorum ki anlatamam. Neyse iyi geceler Para!

Üzgün ç(

BU SİTEYE ERİŞİM “SBL” KARARIYLA ENGELLENMİŞTİR !

Evet,engellendim. Hayatım boyunca hep engellendim. Ailem engelledi,ekonomi engelledi,öğretmen engelledi,patron engelledi. Bir de bunlar yetmezmiş gibi 1 gram sevgiyi ble bana fazla gören “birisi” beni engelledi. Hayatımda erişmek istediğim herşey engellenirken,nasıl olur da bu siteye erişilebilir ?

Özür Dilerim

Sana hiç yalan söylemedim,yalan söyleyemedim. Bırakamazdım seni belki de habersiz,bir an olsun fotoğrafın kayboldu mu pejmurde odamda sanıyorsun ? Oyalanacak yeni birilerini buldum diye düşünme,ben seninle oyalanmıyordum. Seni her fırsatta seviyordum ve de seni üzecek kadar boş vaktim olmadı benim. Seni,senin beni sevdiğin kadar sevemedim belki,seni senin kadar hissedemedim. Beni beklediğin kadar bekledim seni rüyalarıma,bir telefon çalmasa da olabilirdi,aşkımıza hiçbir zaman yeşil ışık yanmadı trafiğe kapalı sevda yollarında. Dönüp dolaşım sana gelemem ben,kürk dükkanları kapalı bizim dünyamızda,seni kandıracak kadar da tilki olamadım ben. Bana bir şans daha verme,beni asla affetme ve de hakkını helal etme n’olur; helal etme ki acısını ta derinden cekeyim ateşlerde. Arkadaşlarına anlatma artık beni,haketmiyorum. Ağlama sakın,dinmesin pınarların. Akmasın sürmenin karamsarlıgı güzel yüzüne,dokunmasın yanaklarına,bana bile nasip olmamış narinliğine. Seni bırakıyorum desem inanır mısın bana,yalandır diyip güler misin ? Bir kez olsun arar mısın beni,benim seni aradıgım kadar ?  Yine umdugun gibi mi oldu,yine mi yalancı herkes. Tutamadım sözlerimi ne yapayım,mesafeler ayırdı bizi. Yakın olamadık asla,uzanamadı ki ellerin bana ben cekip giderken. Dogum günümde aldıgın filmi defalarca başa sarıyorum,öyle muhtacım ki yaşadıklarımızı başa saran bir filmi izler gibi izlemeye. Keşke tüm yaşadıklarımızı bir video’ya alsaydık,kötü yerleri sardırıp en iyi yerlerini izleseydik üşenmeden. Sana bu yazıyı yazarken,klavyemin tozunu gözyaşlarım alıyor. Kafam cok karışık be sevdiğim,keşke diyorum,keşke… Sucluyum,nerede idam sehpası ? Sen yoksun ya,artık nöbetlere tutuyor dertler kapımda. Ne zaman dışarı adım atsam çekiştiriyorlar arkamdan,seni bıraktıgımı duymuş hepsi. Ayağımı kaydırmak için bahaneleri var artık,güçsüzüm meleğim. Hala seni seviyorum diyebilir misin,hala adem elmamdan öpebilir misin beni ?

Hatırlıyor musun ilk tanışmamızı,hatırlıyor musun benim için ilk ağladıgını ? Taş yürekli bu cocuk şimdi tuz buz oldu. En ufak bir fırtına cıksa savrulur giderim biliyor musun ? O kadar sıkıştım ki kenara,anlatamam. Bir ateistin el açması gibi acizim sana karşı. Emin ol meleğim,gözlerimde tek bir damla yaş kalmayana kadar ağlayacagım bu gece. Sucluluk duygusunun dışa vurumu bu olsa gerek. Psikoanaliz yapabilirler mi bana,cocukluguma olmasa da seninle geçirdiğim günlere inebilirler mi ? O kadar zor durumdayım ki,gündüz içki içip gece camide sabahlamak kadar mantık dışıyım. Galip değilim mücadelemde,siper almadım sana karşı. Öyle nişan alsın ki günahlar bana karşı,hiçbiri teğet geçmesin. Kalbimin tam orta yerine alev alıp saplansın. Ellerimde derman yok artık,sana yazacak çok şey var,ama söyleyecek tek sözüm yok. Bana vuracagın en sert tokat mezarıma yastık olsun,cekeceğim acıların en yumuşağı o olacaktır eminim. Seni kimseye emanet edemem,Allah’ıma emanetsin. Beni süründürdüğü kadar seni korusun,bırak kötü kaderimiz benim üstüme basıp geçsin,sen yoluna devam et;benim hakkım sana helal,sen de haram et ç(

« Older entries Newer entries »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.