Durumlar 3

Posted: Haziran 16, 2011 by parabolizm in Koyu Siyah

Sabahın beşi,ya da leşi.

Uzattıkları zaman nadiren de olsa geri çevirmediğim sigaraları şimdi  kül tabağına ölü birer beden gibi sıralarken,öteki taraftan içime çektiğim hayatın belki de son demlerini üflüyorum bir kısmını içime çekerekten havaya. Hava ağarmakta lakin ciğerlerimin durumu kimbilir,belki gün batımını aratmıyordur. Sabah ezanı okunalı yarım saat oldu,beş vakit namaz kılan birisi değilimdir. Ancak her sabah herkes uyurken,bir teheccüd namazı misali hayatı bana haram kılan dünyaya teslim olmuş bir şekilde umarsızca oturuyorum,boş boş. Eski sevgiliyi unutmak üzereyim,ya da öyle zannetmek üzereyim. Kendimden iğrenir bir hâldeyim,sigaraya bile başlamışken. Sigara deyince aklıma geldi,daha birkaç hafta öncesine kadar “hayatta yapacagım en son şeydir sigara içmek” derdim. Şimdi avuçlarımda can veriyor paketlerce sigara. İşin ironik tarafı,belki gerçekten de hayatımda yapacagım son şey olacak sigara içmek,belki bundan sonra hiçbir şey yapmadan-yapamadan kayıp gideceğim. Ölmekten zerre kadar korkmuyorum da,beni asıl kaygılandıran çekip gittiğimde öteki tarafa,geriye kayda değer hiçbir şey bırakamamam. Sezen aksu mırıldanıp duruyor kulagımın dibinde; “ben hâlâ dolaşıyorum avare,hani görseydim deli dolu,divane. Ne yaptıysam olmadı,ne çare. Unutamadım gitti !” Bu cümleleri yazarken bir sigara daha bitti.

Kötü alışkanlıkların başında yaşamak geliyor bana göre. Cünkü yaşamaya bir başladınız mı,ardı arkası kesilmiyor diğer kötülüklerin. Dogmasaydık içer miydik rakıyı,şarabı ? Keza doğmasaydık sever miydik ? Sevmeseydik doğar mıydık kendi küllerimizden,bilmiyorum. Benim hayatımdaki bülbüller bile detone oluyor,acıyorum güllere.

İşte böyle…

Durumlar 2

Posted: Haziran 1, 2011 by parabolizm in Koyu Siyah

Ya ben bu böbrek taşını düşüreceğim hayatımdan ve bedenimden,ya da bu taş bedenimle birlikte düşürecek beni hayatımdan. O derece ağrılarım,sızılarım var yani. Düşünüyorum da,şimdiye kadar döktüğüm kumlarla ve taşlarla belediyenin yol ve kaldırım çalışmalarına katkı yapabilecek kadar taş üretmiş böbreklerim. Uyku problemlerimi halen yenemedim,tutulmalarım ise bir hayli azalmış durumda. Gözü açık uyku nöbetlerim neredeyse sıfıra indi,ancak yine de mışıl mışıl uyurken bile nasıl oluyorsa etrafımdaki insanların konuşmalarını işitip,bunları ışık hızıyla rüyaya dönüştürebilen bir beynim var. Gözlerim iyice kör oldu,artık görüş açım 1 metreye kadar geriledi,belki daha da az. Gözlük kullanmama konusunda ısrarlarım devam ediyor,miyopluk derecem ayakkabı numaramla neredeyse eşdeğer biraz ironi yapmak gerekirse şayet. Bunlar dışında başka herhangi bir sağlık problemim yok,hamd olsun.

Ancak “haleti ruhiyemi ne siz sorun,ne de ben söyleyeyim” desem de aldırış etmeyin,söylemek için buradayım. Annemi özlüyorum,özlemi annıyorum. Anneme üzüyorum,annemi üşüyorum. Buz kesiyorum anneme. Sadece anneme değil,bir anda tepe taklak gelen aileme üzülüyorum,tepe taklak gelen yuvamıza. Anne-babamı eskisi gibi bir arada görmek istiyorum. İki camii arasında beynamaz kalmış bir insan gibi,iki ebeveyn arasında sıkışıp kalmak istemiyorum. Yıkılmış yuvamızın enkazından bir an önce cıkıp,yakılmış yuvamızın külleriyle yeniden doğmamızı istiyorum,olmayacak biliyorum. Ben olmayacak dualar ediyorum mesela,uçmayacak kuşların serçe parmağını taşıyorum ellerimde. İşte bu yüzdendir ki bir an önce gözlerimi yummak istiyorum. Ben yalancının mumu olmak istiyorum,yatsıya mütakiben sönmek örneğin. Tanrı’ya giden o8:15 cenazesinin kalkmasını bekliyorum. Hep aynı ümitle kafamı yastığa bastırıyorum hışımla,”gün doğmadan neler doğar” diyorum. Sahi,gün doğmadan neler doğar ? Ölüm doğar mı mesela,uyanamamak doğar mı ? Ya da sonsuza uyanış doğar mı ? Mesela benim bu yaşadıklarım,çektiğim sıkıntılar,yalnızlıgım,huzursuzlugum,ümitsizliğim Sibel’imin içine doğar mı ? Yoksa o peşin peşin içine doğabilecek olan bütün duyguları aldırmış mıdır,bilmiyorum.

Dayanamıyorum artık,kör bıçakların sırtını sıvazlamaya dayanamıyorum.
Mutsuzlukla dolu şu hayatımı paslı bir jilete ithaf etmeye dayanamıyorum.
Özgürlükçü bir insan olarak alyuvarlarımı damarlarıma hapsetmeye dayanamıyorum.
Bilinçaltımı içki şişelerinin arkasına saklamaya dayanamıyorum.
“Nasılsın” diyenlere “iyiyim” diyerek yalan söylemeye dayanamıyorum.
Bedenimi tanrıya,imanımı şeytana verip,bile bile “lades” demeye dayanamıyorum.
İçimdeki isa çarmıha gerilirken,gönlümü hamakta sallamaya dayanamıyorum.
Eriyip gidiyorum günden güne,kendi vücut ısıma bile dayanamıyorum.
Bir avuç dolusu hap yutsam,ilaçlara bile yan etkisi olur mutsuzlugumun,dayanamıyorum.

Durum bundan ibaret,dayanamıyorum. 
Kısık ateşte pişiyorum da,yanamıyorum.

Yeni Başlayanlar İçin “Şarap”

Posted: Haziran 1, 2011 by parabolizm in Genel

Şarap hakkında bilgi sahibimi olmak yada şaraptan zevk almakmı istiyorsunuz? 

 

 

Yeni başlayanlar için ilk adımlar;

 

 

 

Pahallı olmayan, basit şaraplar

Belli bir seviyeye gelmeden bir şaraba çok yüksek rakamlar ödemeyin. Çünkü her nekadar şarap çok kaliletide olsa başlangıç seviyesindekiler için şaraplar arasındaki farkı ayırt etmek her zaman kolay olmaz. Bu yüzden pahallı olmayan, günlük tadımlar için üretilmiş basit şaraplarla başlayın. Belli bir süreçten sonra bilinen, uzmanlardan yüksek notlar alan ve genelde pahallı olan şaraplara yönelin. Romanee Conti’yle şarap hayatına atılmaya gerek yok. 10-20 TL’lik şaraplar idealdir. Bunun yanında değişik üzümlerden yapılan şarapları tadın. Merlot, Cabernet Sauvignon, Pinot Noir, Chardonnay veya Sauvignon Blanc en çok bilinen üzümlerdendir. Bunların hepsini denedikten sonra hangi üzümü sevdiğiniz hakkında bir fikir oluşmaya başlar.

Farklı ülkelerden şaraplar ve rekolteler

tercih ettiğiniz üzümün farklı bölgelerini deneyin. Gerçektende Fransa, İtalya, Şili,Brezilya veya Türkiye’den bir merlot ‘u denerseniz hepsinin karakterlerinde farklılıklar olduğunu keşfedeceksiniz. Bunun yanında aynı şarabın farklı rekoltelerini deneyin. Her ne kadar bu sene karpuzlar geçen seneki gibi tatlı değil yorumunda bulunabilirken, aynı şeyin üzüm içinde geçerli olduğunu düşünmek gerekir.

Şarapta denge

Bir şarabı kaliteli ve iyi yapan etkenlerden biriside dengesidir. Şarapta farklı karakterler ve tatlar vardır. Meyvemsi, yüksek tanenli, baharatımsı yada meşeli gibi. İyi şaraplarda her zaman kompleks bir yapı vardır. Denge dediğimiz zaman, karakterlerin yada aromaların hiç birininin diğerlerine baskın olmaması, birbirini tamamlaması gerekir.

Kadehler

Ukalalık olarak algılanmasın, gerçektende doğru kadeh seçimi tadımınızı çok etkiler. Örneğin genelde aromatik kırmızı şaraplar için önerdiğim balon kadeh diyebileceğimiz bir kadeh, alacağı havayla birlikte ortaya çıkaracağı meyve kokularını size en iyi şekilde yansıtacaktır. Bardak renkli yada parçalı kristal olmasın. Saydam ve temiz olsun. Riedel dünyanın en önemli kadeh markalarından ama paşabahçe’de gerçekten çok iyi örnekler sunuyor.

Servis sıcaklığı

Üzümlere girmeden genelleme yapıyorum. Beyazları 8-10, kırmızıları 18-20, şampanyayı ise 6-8 derecede içmeye çalışın.

Şarap programları

Kayra Akademi başta olmak üzere bir çok yerden şarap hakkında dersler alınabilir. Çok faydalı. Bunun yanında dostlarınızla tadımlar düzenleyip şarap hakkındaki yorumlarınızı paylaşın.

Yenilikçi

Master sommelierler dahil hiç kimse ben şarap ile ilgili herşeyi biliyorum diyemez. Her zaman keşfedilecek bir şeyler vardır ve keşfettiğiniz bu yazı bile bir başlangıç olabilir. Etrafınızdaki uzmalardan çekinmeyin. Sonuçta önemli olan ilk adımı atmak.

Şarap servisi

Genelde kadehler 1/3 oranında doldurulur. İyi bir restaurantta şarap servisi kadehiniz bitmeden yapılır. Ama asla çok fazla doldurmaz. Eğer masada servisi siz üstlendiyseniz, önce masadakilere, daha sonra kendinize servis yapmanız doğru olanıdır.

Şarap ikramı

Arkadaşlarınıza yemeğe giderken güzel bir şişe şarap hediye olarak götürün. Ama açmasza şaşırmayın ve geri almayada kalkmayın. Muhtemelen yemek için başka şaraplar düşünülmüştür.

 

Herkes için şarap: Hem tadıma yeni başlayanlar hemde profesyonelliğe adım atmak isteyenler için bu başlıkları bir araya getirdim. Bunun yanında bir kaç genel kültür bilgisi ekledim. Bir dahaki yazımda şarap kadehlerini ele alacağım. 

Başlıktaki en iyi şarap hangisidir sorusunun cevabı: En iyi şarap, en çok sevdiğiniz şaraptır. 

Alıntı.

Durumlar

Posted: Mayıs 30, 2011 by parabolizm in Koyu Siyah

Günlerdir bilgisayar başındayım,ekşi sözlük abonesi oldum. Terabayt’larla ifade edilemeyecek kadar fazla bilgi yüklemeye calısıyorum bu aralar beynime,cıldırmış olabilitem yükseliyor. Okula da gitmiyorum zaten,sıkıldım. Aslında cok cıtır kızlar var fakültede,”çıt” desem kırılacak kızlar yani. Uyku düzenim de bozuldu bu arada,biliyorum ki rüyalar garanti kapsamı dışındadır her zaman,ve yıkılan bütün hayaller müşteri hatası… Bütün bunlar yetmezmiş gibi eski sevgili mi desem,yoksa cocukluk aşkı mı desem,üzüyor beni işte adı her neyse… Sanki dünyada ondan başka kız görmedik,sanki ondan başkasını sevmedik ! Kalbim kelimelerime kakafoni yapıyor,”sanki” kelimesi bir önceki cümleden dışlanıyor,bunun adı mahalle baskısı olsa gerek. Evet ben ondan başkasını görmedim,evet ben ondan başkasını sevmedim. Ama bu demek değildir ki bundan sonraki yaşantımda da ondan başkaları olmayacak ? Elbette olacak,ama olmaz olsun !

Neyse konuyu dağıtmayalım,ne diyorduk ?
Ha okuldan bahsediyorduk,evet okula gitmiyorum bu aralar. Uyku düzenim bozuldu,sosyal bir insan olmaktan cıktım,sosyopatlıga dogru emin adımlarla yürüyorum. 80 kişilik sınıfta tek bir kişiyle bile diyalog kurmuyorum artık. Biliyor musun blog,insan sınıfındaki mazbutların kültürel seviyesini gördükten sonra,ve yeterince isabetli karakter tahlilleri yaptıktan sonra,her ne kadar ilim-irfan yuvası da olsa,üniversiteden soğuyabiliyor. Ayrıca ben üniversiteye gelmeden önce yaş kompleksli birisi de değildim hiçbir zaman,burada böyle oldum. Çünkü 199o üzeri doğumlulara kötü gözlerle bakmayan ben,şimdilerde onlara bakarken kusacak gibi oluyorum,kalın bağırsağıma gemici düğümü atasım geliyor. İnsanlar riyakar,insanlar sahtekar. Daha dün birbirleriyle kıyasıya mücadele edenler,birbirlerinin gıyabında kavgada söylenmeyecek sözleri meydanı her boş bulduklarında dile getirenler,bugün canki olmuşlar.

Liseyi bitirir bitirmez hemen ılık bir duşun akabinde,elbiselerini değiştirip üniversiteye gelmiş izlenimi veriyorlar,o derece cocuksular yani. Hangi bölümde okuduklarını,bu bölüme dair düşüncelerini,okudukları bölümün kendileri için bir şeyler ifade edip etmediğini,hatta bu bölümün kendilerine sunacagı geleceğin ne oldugu konusunda kendilerine yönelik tek bir soru sormaya tenezzül etmemiş bir yığın ölü beyinler toplulugu.  Allah muvaffak etsin,ne denebilir ki başka.

İşte yukarıda sıraladıgım etmenlerden dolayıdır ki,okula gitme isteğim-hevesim tamamen yerle yeksan oldu. Sağlıklı ve dolu dolu tartışmaların yapılabileceği en özgür platformlardan bir tanesi olan üniversiteyi kreş gibi kullanmalarına katlanamıyorum. Sınıf arkadaşım olmalarından dolayı bana utanç veren bu “sınıf arkadaşlarımın” anne babalarına da kızmıyor değil,insan cocugunun beslenme çantasına birazcık da olsa akıl-fikir koymaz mı ?

(bkz: zekat ve fitre olarak akıl fikir vermek)

“Li” Geçmiş Zaman

Posted: Mayıs 29, 2011 by parabolizm in Can Pıhtılaşması

bir zamanlar deli oldugunuz,ancak ayrıldıktan sonra düşman kesildiğiniz….

yok yok,kesinlikle böyle olmadı benimki,olmamalıydı da zaten.

sadece duyguları karşılık bulsun,gönlü razı olsun diye başlamıştım bu ilişkiye,zaten cok da uzun sürmemişti.

peki bu kadar kısa süren bir şeyin etkisi,nasıl oluyor da ruhu ve bedeni bu kadar derinden etkileyebiliyordu,yıllar sonra ?

müzik gibi,resim gibi,film gibi…

her şeyin eskisinin makul olması gibi,sevgilinin de mi eskisi makuldü acaba benim için ?

yoksa klişeye mi iştigaldi bu,kaybedince mi anlıyordum değerini ?

…………………………….

-sibel

-hayatım

-hayatım deme bana,aksi halde birkaç saniye sonra cansız bir beden oluvereceksin umarsızca.

-#£½$4

-sibel orada mısın ?

- _/_/–/–_______

bitmişti,içim rahatlamıştı. bir kitap gibi katlanıp,bir daha asla yeniden okunmamak üzere tozlu raflardaki yerini almıştı.

arkadaş ortamında adı geçtiği zaman o artık benim için eski sevgiliydi.

yenileri için kapı ardına kadar aralanmıştı.

bütün hücrelerimden mağlup bir ordu gibi çekilmişti varlıgı.

kalbin kayıtlarına cinayet gibi işlenmişti.

cünkü o gözümden düşen bir davaydı,delil yetersizliğinden.

yıllar geçtî,rutin günlerimden bir tanesini yaşamaktayken,ve uyku gözlerimi dikta ederken,

kendimi yarı ölüm haline teslim etmemişken henüz,gelen bir mesaj ile tansiyonum düşmüş,param parça olmuştu.

elimi tutan da yoktu keza o zamanlar,beni yalnızca kan tutardı.

bir göktaşının dünyayı tehdid ettiği gibi ayda,yılda ya da yüzyılda bir.

eski sevgili de duygularımı,geçmişimi,geleceğimi tehdid ediyor,ortalama 2 ayda bir.

“ya yeniden gel kutup yıldızım ol gökyüzümde” diyorum ona,”ya da siktir git yörüngemden,bir daha girme…”

işte böyledir eski sevgili,

işte böyledir eski,sevgili,

eski

sevgi

li’li geçmiş zaman…

Serbest Bağrışım

Posted: Mayıs 29, 2011 by parabolizm in Bir Ateistin Mürekkebi

Son zamanlarda üzerinde bolca araştırma yaptıgım,uzun uzun düşündüğüm,onlarca kez fiile dökmek için teşebbüs ettiğim bir kavram “serbest çağrışım“. Bu konuda bana her daim oldugu gibi,bugün de “ekşi sözlük” yardımcı oldu. Serbest çağrışım kimilerine göre bir psikanaliz yöntemi,kimine göre bir deşarj olma denemesi,kimine göre de akla ilk gelen kelimeden hareketle,bu kelimenin çağrışım yaptıgı kelimelerden uzunca bir cümle ortaya koymaktır. Freud olmaya yeltenmeden,biraz deşarj olmak,biraz da kendi çapımda beyin fırtınaları yaratmak adına kendi kendime aşağıdaki yazıyı kaleme aldım. Genel olarak baktıgınızda cok anlamlı gelmeyecek kelimeler bütünü gibi görünse de,bir cırpıda okudugunuz zaman,ki algıda seçiciliğinizi tetikleyen bir yazı olmuşsa eğer,cok hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Sözü ve gözü yormadan,şöyle buyurun efendim:

tanrının gündüzün fermuarını cekip de geceyi gözler önüne serdiği dakikalardan bir tanesinde “bu saatte aşık olunabilecek açık insan bulmak zordur” sorunsalıyla karşı karşıya kalmanın bünyeye yaptıgı baskı sonucunda aslında uyku denen kavramın saddam hüse…yin’den hiç de geride kalmayacak bir biçimde gözlerimi dikta etmesinin rahatlıgıyla hüşu içerisinde özgün müzik dinlerken öte yandan da kuyruk acısı cekmekte olan yıldızlar adına bir dakikalık dilek tutuşu yapmanın hiç de fena bir fikir olmadıgı kanısına varsam da asıl niyetim doğmamış cocuga don biçmenin yararlarından tutun da doğmamış güneşe gün biçmenin zararlarına varasıya kadar hepsini tezlere konu olacak şekilde anlatmak oldugunu beyan etsem de beni anlamayacakları için onlara daha tılsımlı bir hikaye olan “ölü doğan güneşler” veya “düşük yapan gökyüzü”nü anlatırken diğer yandan ise canımı acıtan bir başka konu olan “jilete ithaf edilen hayatlar”a takılıp kalmanın insanı gark ettiği psikolojik bozukluklar üzerine Freud’la beraber uzunca bir merdiven aracılıgıyla cocukluguma inerken büyük bir çatırtıyla üzerimize cöken geleceğimin altından kalkmaya cabalarken birden aklıma gelen “düşenin dostu olmaz” sözünün ne kadar da safsata oldugunu anlamamda bana yardımcı olan ve düştüğüm andan beri beni sevgiyle sarıp sarmalayan sevgili deniz yılanına damarlarıma yaptıgı zehirli katkı maddelerinden dolayı teşekkürü bir borç bilir,ödemediğim taktirde tanrı’ya olan 23 yıllık birikmiş can borcumla beraber azrail denilen icra memuru tarafından bedenimden tutun da ruhuma kadar bütün varlıgımın alınmasını teyid ve teeyyüd ederim,varlıgım kürk varlıgına armagan olsun,ne mutlu tilki’yim diyene !
 
Fikir babalığı yapan değerli “ekşi sözlük” yazarı “fandarel“e sonsuz teşekkürler…

Dışarıdan Bakınca “Ben”

Posted: Mayıs 2, 2011 by parabolizm in Can Pıhtılaşması
Etiketler:,

Cana yakın gibi görünüyorum uzaktan,aslında daha cok ölüme yakınımdır ben.
“Hayat dolu bir cocuk” diyorlar bazen,aldanıyorlar.
Kimi zaman pek bir olgun,kimi zaman cocuksu.
Zannediyorlar ki benim hayatım herkesinki gibi göreceli. Hayır,benim hayatım öleceli.
Zaman kavramına inanmam mesela. Zaman için ilaç diyorlar,doğru.
Her ilacın bir yan etkisi vardır,doğru.
O hâlde zaman yan etkisi ölüm olan bir ilaç mıdır,bence doğru.

Her daim kendimden büyük ve olgun insanlarla takılmışımdır. Mesela Allah’la.
Ama Allah’la takılmamışımdır,ayıptır. Genelde Allah’a takılıp kalmışımdır,gariptir.
Allah’a takılıp kalmışımdır keza aramızdaki yaş farkını hiç yadırgamadım. Bu aralar dargınım kendisine,uzatmayacagım.

Annemi çok severim,annemin ayağının altına cennet kaçmış. Cinnet annemin hayatına kaçmış,öyle ya annem ayağını kaldırıp da zahmete girmesin diye dönerim cennetten.

Atatürk’ü cok severim ben. Abartmış gibi olmayayım ama,bence Atatürk kutsal kitap indirilmemiş peygamberlerden,ya da ne bileyim,boşverin bende kalsın.

Biraz da edebiyat adamıyımdır,kelimeleri cok severim. O kadar çok severim ki;bazı zamanlar bir kelime için bir geceye,bir gece için binlerce heceye bölünür giderim. Motorlu taşıtlarla maddi olanaksızlıklardan dolayı aram pek iyi değil,ama kelimelere yüklediğim anlamlar ve kelimelere yüklendiğim zamanlar alır başımı giderim ben,sırra kelam basarım yani.

Yalnızlıga hep ilgi duymuşumdur,hep ilgi duymuşumdur ama ben yalnızlıgın hep Allah’a mahsus oldugunu düşünüp,haddini bilen bir insan gibi topluma karışırım.

Konunun dönüp dolaşıp “aşk”a geleceğini biliyordum.
Evet ben tam bir aşk adamıyımdır,ama aşık değilim.
Aşık olabilitesi cok yüksek bir insanım fakat,aşık olunacak “adam” değilim ben.
Cünkü ben “adam” değilim !

Uzun lafın kısası kimlikteki yaşım 23′e tekabül etse de buna karşın hissettiğim yaşta olsaydım eğer,herhalde bu yazıyı mezardan yazıyor olacaktım,şaka gibi. Demem o ki,insan hissettiği yaşta değildir. İnsan hissettiği yaşta değildir de,geceleri uyumadan önce yorganı üzerine cektiği zaman yastığın üzerine damlattığı yaştadır.

Bunca satır yazıyı hülasa etmek gerekirse,önce babamdan sperm yardımıyla anneme,annemden de bana geçmiştir hayatım,acılarım,dertlerim,kederlerim,hüzünlerim…

Gaipten gelen not: 23 Nisan 2o11 tarihinde bu yazıyı yazmama kaynaklık eden,yani ilham tedarikçim Gizem Özince’ye teşekkürü bir borç bilir,ödemediğim taktirde işbu anlaşmaya göre bütün düşüncelerimin hücre hapsiyle cezalandırılmasını teyid ve teeyyut ederim.

Turan Enes # o2.o5.2o11 – o5:19

“isminizle hitap etmediğimiz gibi, ne “başbakan” ne “sayın” ne de “bey” kelimelerini kullandık. hissetmediğimiz bir duygu için, kibarlık gösterisine gerek görmedik. bir vatandaşa önce “lan” deyip, sonra da “ananı da al git” dediğinizi hiç unutmadık ki! biz kim miyiz? solduyulu bir grup karslı! hatırladınız mı, ilhan cihaner’in hakkında birçok ihbar mektubu yazılmıştı. mektupların altındaki imzalarda “sağduyulu bir grup erzincanlı”, “duyarlı ve mağdur bir vatandaş” gibi tanımlamalar yer alıyordu. sizin tarafın “sağduyulular”ı gibi, insan gammazlamayız; bakanınız ve milletvekiliniz gibi, cemaatle içli dışlı değiliz. kimi eski arkadaşlarımız gibi, ne daha önceki iktidarlar ne de sizin döneminizde akçeli işlerimiz hiç olmadı. solcuyuz ve mücadelemizden vaz geçmiş değiliz. başımız dik, alnımız ak! bizler, solduyulu bir grup karslı olarak, size ihbar değil, öfke dolu bir mektup yazmak istedik. kars’a gelip, perakende usulü açılışlar yaptınız; kentimizin onca sorunu dururken, gündemi saptıran bir açıklamayla size olan öfkemizi artırdınız. iyi de oldu! epey zamanımızı alacak bir durumu, kars’ın içinde bulunduğu koşulları ve akp’nin kentimize dair rant planlarını, sayenizde dost ve arkadaşlarımızla daha rahat sohbet eder olduk. bugünkü gazetelerde katar’dan tartışmaya devam ettiğinizi gösteren demeçleriniz yer aldı. “ucube ifadesini heykel için mi çevresindeki gecekondular için mi kullandınız” sorusuna verdiğiniz yanıt “heykel için kullandım. oradaki olayı değerlendirenler, tv’lere çıkanlar, o heykeli ve yeri gidip görmemişler. belediye başkanı sıfatıyla söylüyorum. heykelin olduğu yerde tarihi eserler var. (…) heykelin içeriği ile ilgilenmiyorum. heykelin ne olduğunu az çok bilirim. heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil. (…) arkadaş (kars ak parti eski belediye başkanı) neden yeniden aday yapılmadı? çünkü aradığımız vasıflar o arkadaşta yoktu. muhafazakâr demokrat anlayışımıza uymadığı için bir daha aday gösterilmedi. o heykelin bulunduğu yeri biz iktidara geldiğimizde temizlemeye başladık. kamulaştırmalarla seyyid hasan el harakani türbesi ve camisi ortaya çıkarıldı. caminin kubbesi ile heykelin bulunduğu tepenin yüksekliği adeta eşit. üzerine bir de 48 metrelik heykel var. tarihi eseri gölgeleyecek bir inşaata izin veremezsiniz. o heykel yapılmaya başlandığında belediye başkanı’nı uyardım. nitekim tabiat ve kültür varlıklarını koruma kurulu ‘yıkılsın’ kararı verdi. belediye başkanı uygulamakla sorumlu” demişsiniz. birden fazla çelişkili cümleyi birarada kullanmak, bize göre siyasetinize ve ideolojinize denk düşüyor. siz, bakanlarınız, parti yöneticileriniz, kamudaki ardıllarınız bunu çok iyi beceriyorsunuz! sizin açınızdan işin kötü tarafı, biz “solduyulular” bunu yutmuyoruz, deşifre ediyoruz ve mücadele veriyoruz. bundan çok rahatsızsınız, bunu da biliyoruz. gelelim söylediklerinize… diyorsunuz ya, “olayı değerlendirenler, tv’lere çıkanlar, o heykeli ve yeri gidip görmemişler” diye. ama biz kars’ta yaşıyoruz ve siz yalan söylüyorsunuz. eski belediye başkanınız da dahil, kentimiz belediye hizmetleri açısından neden zavallı bir durumda? sokaklar neden çöp yuvası? belediye hizmetleri açısından ülkemizin belki de en “fakir” kenti. baltık mimarisinin en güzel örneklerinin yıkılması beklenirken, hangi tarihi eserden söz ediyorsunuz? tarihi eserden kastınız, sadece cami, medrese ve külliye midir? ya “caminin kubbesi ile heykelin bulunduğu tepenin yüksekliği adeta eşit” sözünüze ne demeli? işte size bir fotoğraf; sözünü ettiğiniz seyyid hasan el harakani türbesinin bahçesinden çekilmiştir. göz var, izan var değil mi? isterseniz fotoğraftaki diğer caminin kubbesi ve minaresini kerteriz alabilirsiniz. doğru mu söyledikleriniz? bırakın demagojiyi… size sorumuz şudur? kentsel dönüşüm çerçevesinde anıtın da bulunduğu tepe, yamaçları ve arka taraf (kars çayı’nın kenarı) iştahınızı mı kabartmaktadır? sakın ha, orası için “sit, anıtlar kurulu, hukuk falan feşmekan” demeyin. inanmayız. bu mektupta döneminizdeki hukuksuzluk örneklerini anlatmak derdinde değiliz. açtığınız heykel tartışmasının “kentsel dönüşüm” adı altında büyük bir rant planının ilk aşaması olduğunu düşünüyoruz. tabii din iman, tarikat külliye tartışması da işin dinci gerici cilası. tarihe kayıt düşüyoruz. göreceğiz. size bir sorumuz daha var. sit alanının üzerindeki yapı ve eserlerin bakımı kime aittir? belediyeye… oysa bu dönemde anıt ve çevresinde bulunan bina zarar görmüştür. dedik ya, kamu mallarının haraç mezat satılmasından, doğanın hunharca katledilmesinden iyi anladığınız için kars’taki bu durum sizi üzmez. işin sonunda rant var, çünkü. belediyeniz yasalara göre, suç işlemiş midir? gelelim bir önceki belediye başkanınız hakkında söylediklerinize… “arkadaş (kars ak parti eski belediye başkanı) neden yeniden aday yapılmadı? çünkü aradığımız vasıflar o arkadaşta yoktu. muhafazakâr demokrat anlayışımıza uymadığı için bir daha aday gösterilmedi” demişsiniz. sizi aldattı mı kendisi? takiyye mi yaptı? hayır, ne olduğu bilinen biridir, naif alibeyoğlu. kars’taki birçok eski solcu, o ve akp için çalıştı da, eski arkadaşlarımızla aramız bozulmuştu. onun sıkıntısını hâlâ daha çekiyoruz! anlaşamama nedeninizi bilmiyoruz. ona yakın olmadık, onun sağladığı imkânlardan nemalanmadık. ancak, tüm belediyelerinizde uygulanan “havuz”a dair problemi çözmede sıkıntı yaşamış olabilir, alibeyoğlu. “havuz” dediysek, belediye gelirlerinden, nasıl paylaştırıldığından söz ediyoruz. bir zamanların “küçük moskova”sı kars, sizin gibilerin ellerinde, ülkemiz ne yaşıyorsa aynısını ve daha beterini yaşıyor. tıpkı tunceli gibi, erzincan gibi… ama dedik ya, mücadelemize büyük bir sabırla devam edeceğiz. mektubumuzu daha fazla uzatmak istemiyoruz. bitirirken, neden “ucube” benzetmesine değinmediğimizi merak edersiniz, belki. tdk sözlüğüne göre, ucube “çok acayip, şaşılacak kadar çirkin olan”a verilen bir ad. düşüncesiyle, kültürüyle, eğitimiyle, tarzıyla ucube bir siyasi anlayışın temsilciliğini yapıyorsunuz. demişsiniz ki, “binlerce atatürk heykeli var. sanat değeri olan 5’i, 10’u geçmez”. işte mayanız bu! size bir soru, ülkemizdeki yaklaşık 80 bin caminin ne kadarı estetik? mimar sinan’dan anısı önünde hiç utanmıyor musunuz? türbanınız çok mu estetik? siz hangi hakla ağzınıza alabiliyorsunuz ki, “ucube”yi? “ucube”nin cisimleşmiş halini görmek için gözlerini insanlık anıtına dikmeyin de, aynadaki suretinize ve etrafınızdakilere, yaptıklarına bakın!”

“Hayır”lı oldu !

Posted: Aralık 29, 2010 by parabolizm in Koyu Siyah

Hayatıma yeni birisi girdi,hayatım oldu,
hayatım artık,onun hayatı oldu dedim.
Odam iki kişilik oldu,kalbim iki kişilik oldu,
yeni bir kişiliğim oldu dedim.
Medeni halim “mutlu” oldu,
dini inancım “o” oldu dedim.
Gözlerini kutsal bildim,
dizlerine secde ettim dedim.
Elleri yara bandı gibi sardı beni,
ve sözleri tentürdiyot dedim.
Sebebim oldu,sonucum oldu,
nefesim oldu,solugum oldu dedim.
Gökyüzüm oldu,bulutum oldu,
yaşama sevincim,umudum oldu dedim.
Ne denilmesi gerekiyorsa dedim,
uzun uzun anlattım,sözümü bitirdim.
“hayırlı olsun” dediler.
Hemen koşup yanına gittim,
“benim olur musun,senin olur muyum” dedim.
“hayır” dedi.
Dostlarımın iyi dilekleri kabul oldu,
sevdiceğim,sevdiceğim “hayır”lı oldu !

(g)rafik Kazası

Posted: Aralık 23, 2010 by parabolizm in Koyu Siyah

Bazen ben de hayatı bir oyuna benzetiyorum. Kendimi öyle baş karakter olarak da görmüyorum ama,sıradan yaşıyorum. Benim bir oyundan en büyük beklentim grafik yönündedir,hayatı da oyuna indirgersek,yine en büyük beklentim grafikler olacaktır. Ancak bazen çözünürlüğü düşük bir güne uyanırsınız,göz gözü görmez ya… Bende de öyle oldu bugün,sisli bir sabahı selamladım,selamlamaz olaydım.

Hiç olmadık bir şey oldu,aslında iyi de oldu. Araba çarptı bana,size hiç araba çarptı mı ? Bana bugün bir araba çarptı,aslında cocukluktan beri kabuk bağlamış bir yarama carptı. Bana hiç araba carptı kücükken,büyüdüm,hiç yere carptı bana sarı taksi. Dedim ya,iyi de oldu. Bana da araba carpabileceğini anladım,ölümün bir de bu yolla gelebileceğini anladım. Öyle ya,herkes uykusunda mışıl mışıl uyurken rüyalara dalar gibi dalmıyor ahirete,işte bunu anladım. Benim de yaralanabileceğimi,bu yaralardan yararlanabileceğimi anladım. İnsanların beni yaralayabileceğini anladım,bugün biri beni yaralayabildi.

Neyse işte,bana araba çarptı.