Sabahın beşi,ya da leşi.
Uzattıkları zaman nadiren de olsa geri çevirmediğim sigaraları şimdi kül tabağına ölü birer beden gibi sıralarken,öteki taraftan içime çektiğim hayatın belki de son demlerini üflüyorum bir kısmını içime çekerekten havaya. Hava ağarmakta lakin ciğerlerimin durumu kimbilir,belki gün batımını aratmıyordur. Sabah ezanı okunalı yarım saat oldu,beş vakit namaz kılan birisi değilimdir. Ancak her sabah herkes uyurken,bir teheccüd namazı misali hayatı bana haram kılan dünyaya teslim olmuş bir şekilde umarsızca oturuyorum,boş boş. Eski sevgiliyi unutmak üzereyim,ya da öyle zannetmek üzereyim. Kendimden iğrenir bir hâldeyim,sigaraya bile başlamışken. Sigara deyince aklıma geldi,daha birkaç hafta öncesine kadar “hayatta yapacagım en son şeydir sigara içmek” derdim. Şimdi avuçlarımda can veriyor paketlerce sigara. İşin ironik tarafı,belki gerçekten de hayatımda yapacagım son şey olacak sigara içmek,belki bundan sonra hiçbir şey yapmadan-yapamadan kayıp gideceğim. Ölmekten zerre kadar korkmuyorum da,beni asıl kaygılandıran çekip gittiğimde öteki tarafa,geriye kayda değer hiçbir şey bırakamamam. Sezen aksu mırıldanıp duruyor kulagımın dibinde; “ben hâlâ dolaşıyorum avare,hani görseydim deli dolu,divane. Ne yaptıysam olmadı,ne çare. Unutamadım gitti !” Bu cümleleri yazarken bir sigara daha bitti.
Kötü alışkanlıkların başında yaşamak geliyor bana göre. Cünkü yaşamaya bir başladınız mı,ardı arkası kesilmiyor diğer kötülüklerin. Dogmasaydık içer miydik rakıyı,şarabı ? Keza doğmasaydık sever miydik ? Sevmeseydik doğar mıydık kendi küllerimizden,bilmiyorum. Benim hayatımdaki bülbüller bile detone oluyor,acıyorum güllere.
İşte böyle…





