Turan Enes # Parabola

Paradoks Olayı

Posted by: nexustic on: Ocak 23, 2010

Bir tanıdığım demişti,Kerem niye insanlar bizim tarihimizi bizden iyi biliyorlar diye,bense açıklamıştım;
”Tarih,karmaşadır,tarihi içinde yaşayarak öğrenirseniz,bunu yaşatanlar tarihin kötü yönlerini sansürler veya size hiç öğretmezler,dışarıda ki ülkelerde de öyledir.
Fransız İhtilal’ini ele alalım isterseniz,fransızlar bunu yaşadığı için çok iyi bilmez,nitekim karmaşanın tam içindedirler,eğer biri dışarıdan bir gözlem yaparsa,sadece bir yerin değil,heryerin nabzını tutar,dışarıdan yapılan gözlemler daha sağlıklıdır,nitekim fransızlar bir karmaşayı,bin ölümü yaşayarak mecbûren taraflı bir inceleme yaptılar,gerçi bir olayı görebilen herhangi bir insan o olay hakkında ufak bir hipotezi kafasında gerçekleştirebilir ama gözlem,deney ve izdüşüm (matematikle alakasız) yapmadığı için kabataslak bir fikirdir.
Dışarıdan yapılan bir gözlemin yerini asla alamaz.
Bu,hayal ederek uyuyama gibi paradoksal bir durumdur,aslında uyurken rüya görürüz,ama yatakta hayal kurarsak uyuyamayız,aradaki bağlantı ise,olayı içeriden yaşarsak daha iyi gözlem yapacağımız hipotezi,ama çoğu bünyeye kesinlikle daha mantıklı gelen dışarıdan izleyip bir sonuç çıkarma anti-hipotezidir,hipotezin ve anti-hipotezin birbirini nasıl tamamladığını farkedersen sayın okuyucu,şaşıracağına adım kadar eminim.

Nexus.

Cesedin bekler soğuğu // Şiir

Posted by: nexustic on: Ocak 23, 2010

Cesedin bekler soğuğu…
Karanlık ve kuytu köşede beklersin
Dertlerini birbirine eklersin..
Fakat kapatamazsın ruhundaki soğuğu

Cesedin bekler soğuğu
Kırılırken ayazda kanlanmış kirişin
Kendini sonsuzluğa itişin
Başlangıcı mıdır aslında tek ve gerçek bitişin ?

Cesedin bekler soğuğu
Bir düzensizlik içinde kan akıp giderken
Var olan her şey senin içinde biterken
Ölmek için acaba çok mu erken…

Cesedin bekler soğuğu..
İsimsiz bir cadde olur olay mahalli
Korkuyla dolu bakışlarla seyreder ahâli
Nüksederken ölümün soğukluğu

Cesedin bekler soğuğu..
Bir bıçaktır sana saplanan,ben ise kat’iydim
Ben beklerim üstüme siyah bir kazakla
Sen anlayamadın geçmiş olsun ben ise katildim…

Nexus.

ikilemli bir ülkede yaşıyoruz,psikoloji dersi okuyanların öss’de psikolog olamadığı,en çok çalışanın en az maaş aldığı bir yerde,para babalarının kol gezdiği fakat kişi başı gelirin yerlerde süründüğü bir yer ne hikmetse,ve bazen aklınıza gelir öldüğünüz gün,aslında doğduğunuz gün idi.bazen doğumunuz ve ölümünüzün arasındaki zaman o kadar kısa olurdu ki,nefes aldığınızı hissedemezdiniz,büyürdünüz okul çağına gelirdiniz,hayatınızı değiştirecek en büyük şey 180 dakika içerisinde gerçekleşirdi,ve hayattaki en büyük ikilem buydu aslında ortalama 70 yılın 3 saat gibi kısa bir süreye sığdırılması,saçma geliyor değil mi ? ve bu kadar büyük ikilemler içerisinde kaldığımız ve insanlara yapılan âleni baskılardan dolayı biz insanın doğasında anarşi vardır.bakunin’i pek sevmem,zirâ anarşi’yi sadece bir ideoloji yapmıştır,bilinen bir şeyi keşfederek kendini garip bir duruma düşürmüştür ama hanginiz etraf düzensiz olduğunda mutlu olmadınız,hanginiz kötü bir zamanda kaos çıkınca mutlu olmadınız,hanginiz intikam alınca iyi hissetmediniz,intikamı sıcak sıcak alın efendim,isterseniz dişe diş,isterseniz başa baş isteyin ama,bir başa bir baş bütün dünyayı ölü yapar !

Nexus.

Hayat Nedir ?

Posted by: parabolizm on: Ocak 15, 2010

hayat tezatlıkların bir araya gelerek oluşturdugu bir bütündür. nitekim hayatta güzel olmadan çirkin olmayacagı gibi, kötü olmadan da iyi olmayacaktır. herkes tarafından sevilen bir insanın oluşturdugu tezatlık,herşeyin iyi gittiği bir hayatı andırır ki,bu da pek mümkün değildir. insanın yerli-yersiz şeylere gereğinden fazla kafa yormasının da bir ürünü olarak karşımıza cıkabilir hayat. ya da can dündar’ın tabiriyle herşeyi sahiplenirken iyi diye adlandırıp, kaybedince bunu bir külfet olarak algılamamızın da hayatı kötü kılması mümkündür. “ağaca yaslanma kurur,insana yaslanma ölür” düşüncesini de mümkün oldugunca gözardı etmemek gerekir ki,sonra pişman oldugumuz herşeyden hayatı ve onun kötüye doğru yönelen gidişatını suçlamayalım. hayat bir yönden de kum saati gibidir,üst taraftayken yapılması gereken herşey yapılmalıdır,aksi halde “beklentilerimiz aşağıya kum misali dökülür ve yığılır kalır”. kim bilebilir ki,bunun bir de ters dönüşü olsa da,o devr-i daimi görmeye ömür yeteceğini. bugün suyun dibine vuran hayallerimiz,belki o göl kuruyunca gün yüzüne çıkabilir,ama illa güzel bir enstantaneyi yakalamak adına,başka bir güzelliği yok etmek de bir o kadar olumsuzdur. ve başka bir pencereden hayat,buz pisti gibidir. çevrenizdeki herkesin kaydıgı,bazılarının düşüşüne gülerken,kaymanın vermiş oldugu hazzı alabilmektir.ama dikkat edilmesi ve bilinmesi gereken başka bir gerçek de vardır ki,gün gelince sizin de kayıp düşebileceğinizi anlatır size. önemli olan düşmemek değildir herzaman,profesyonel bir futbolcu gibi,düşmeyi bilmektir. düşmeyi bilmektir cünkü her düşüşünüzde kedi gibi dört ayağınızın üzerine değil de,yeri geldiğinde derin ve dar bir odaya düşmemektir. yukarıda anlattıklarımdan ziyade,basit bir düşünceyle hayat;güle bakıp dikenine serzenişte bulunmaktansa,dikene bakıp ondaki gülden iyi bir sonuc çıkartmaktır.

Yeni Ev

Posted by: parabolizm on: Ocak 8, 2010

“baba” diyordum,babama biraz yüksek sesle

“Baba,nereye gidiyoruz ki,bu acele niye ?”

“annenin yeni evine,artık sorup durma bana nerede diye,bundan sonra kendin gelirsin” diyordu.

Küflü paslı demir bir kapıdan içeri girdik,cok dar yollardan yürüdük. Yol boyu dizilmiş ağaçlar vardı,

biraz sessizdi,biraz da ıssız. İçimi ürperten bir manzarası vardı,ufak tefek ayrıntılar dışında

bütün evler birbirine benziyordu. Hemen hemen hepsinin penceresi ve balkonu yoktu;ve de hepsinin üstünde

çeşit çeşit çiçekler vardı,kırmızı güller de…

“Baba,neden bu evlerin pencereleri yok,hiç mi güneş girmiyor bu evlere,balkon da yok bak,çamaşır asmazlar mı ? “

Babam yüzünde bir bitkinlik ve bıkkınlık ifadesiyle ve de mel’ul bir bakışla,suratındaki o tedirginlik ve

çekimserliği bastırmış gibi yaparak; “hayır,buralarda böyledir. Buranın insanları sevmezler şaşalı şeyleri,sade

bir yaşantıları var,ondan” dedi,anlamadım.

Civarda birkaç insan vardı,elleri yukarıya doğru bakar bir halde,gözleri de yaşlıydı. Birbirlerini tanımadıkları

hallerinden belliydi aslında,hiç komşu gibi gözükmüyorlardı dışarıdan bakınca. Mutluluga komşu olmayan bir memleketin

yollarında yürüyor gibiydim şimdi,kasvet iyi demlenmiş bir çay misali çökmüştü gözlere ve de dillere…

“İşte,işte burası ananın evi,çök bakalım şöyle” dedi. Yere çöktüğümde ev neredeyse omuzlarımı geçiyordu,şaşırdım.

“İyi de,bu ev cok kücük değil mi ? Sıkışmıyorlar mı,ben bile buradan büyüğüm baba” dedim.

Evin çatısındaki güller solmaya yüz tutmuştu,hatta birkaç yaprak coktan düşmüş bile,çatının üstüne saçılmış. Babam çatının üstünü temizlerken,

diğer yandan da azarlarcasına anneme hesap soruyordu. Sonra bana döndü ve,biraz önce sordugum soruya ithafen,” hayır,aslında burası cok haretli insanların uğrak

mekanıdır,genelde buraları dinlenmek için kullanırlar,o yüzden hareket etmezler içeride” dedi.

“İyi de baba,annem neden yorulsun ki,o calısmıyor. Zaten yorulursa kanepede uyurdu bazen,buraya neden para versin ki boş yere” diyordum,babamın gözlerinden

düşen bir iki damla çatıdaki tozu kaldırıyordu…

“Annem gelmeyecek mi şimdi bizimle,gelsin az da evde dinlensin,valla rahatsız etmem” diyordum ki,babam gözlerinin pınarlarına hakim bir şekilde,bak Turan

buranın adı Halk Mezarlıgı,herkes bir gün buraya taşınacak,annen bizi burada bekliyor. Belki bir gün biz de onunla komşu oluruz,bahçesinde oynarsın kücük kardeşinle,

gel biz evimize gidelim,anneni rahatsız etmeyelim,ne de olsa bir gün gelecek,bir gün kalacak”…

Cezalı Ceset

Posted by: parabolizm on: Ocak 2, 2010

Cezalı Ceset Ülkemizde cok duyarız “bilmem neyin başladıgı yerde,mantık biter” diye. Bence ülkemizde başlanılan ne olursa olsun; mantık bitiyor be kardeşim. Saygı değer bir büyüğümden duydum,askerde “cezalı tanklar” olurmuş,nitekim bu tanklar bir askere veya insana zarar verirlerse bimbir türlü işkenceye tabii tutulurlarmış. Hatta onları “Pavlov’un köpeği” gibi kosullayıp,paslanmaya yüz tutmaları için tarihe gömerlermiş;kimi zaman betonlayıp,kimi zaman zincirleyip ve hatta bombalanıp. Gel gelelim genel geçer bir “bilinci” bile olmayan bu askeri mühimmat ve araçlar,onca işkenceye “gık” bile cıkarmazlarmış. Yahu olan olmuş,asker ölmüş. Biraz argo tabiriyle kızlık gitmiş,gerdek bitmiş. 30.000 askeri katleden binlerce Pkk’lı robot var, neden onları cezalandırmıyorsun da,olağanüstü hallerde veyahut savaşta kullanacagın milyon dolarlık malzemeleri cezalandırırsın ki ? Not: “binbaşının parmağını kestiği için cezalandırıldı,kullanılmaz”. Not: “Başçavuşun eşşeğini ezdiği için atış hedef noktası olarak kullanılacaktır” Not: ” g3′ten seken mermi Ayşe teyzenin tavuguna isabet etmiş,seni seniiii bir daha yok sana atış talimi” Bu ve bunun gibi örnekleri cogaltmak mümkün,ama ne’me lazım ? Anneler ağlıyorsa,cocuklar yetim,kadınlar dul kalıyorsa. Bir baba sigaraya başlıyorsa oğlum öldü diye,ve de bir kardeş okulu bırakıyorsa çöktüğü için… Bir ocak sönmüşse her operasyondan sonra,ayrılık dumanı tütmüşse kapıdan bacadan,bir halk sokağa inmişse ve sesini yükseltmişse gafir,öfke ve nefret sebası esmişse;cezalandırın memedi,gömün gitsin. Aklıma ne geldi biliyor musunuz ? Bilmiyorsunuz,cünkü yazmadım… Adamın birisi günahlarından dolayı cehenneme atıldıgında; “Durun,bunu bana yapamazsınız,ben günah işlemedim” diye bağırmaya başlamış,sonrasında devam etmiş. ” Rab’bim affet,şeytana uydum”. O sırada oradan geçmekte olan şeytan bunu duyunca şaşkınlıkla adama döner ve “hass.tir lan,günahı işleyip sucu bana atma. Zaten derdim başımdan aşkın”…

Turqche

Posted by: parabolizm on: Aralık 25, 2009

Hep eleştiren ve eleştirilen bir millet olmuşuzdur,ne var ki eleştirmekten ve eleştirilmekten öte bir arpa boyu kadar da yer alamamışız. Bunları kategorilendirip de “kelime haznesi geniş” dedirtme kaygısına girmeden tabiri caizse sadede geleyim.

Ülkemiz sosyoekonomik ve sosyopsikolojik bir takım baskılar altında kalmanın yanı sıra,cok etkili bir “kültür emperyalizm’i” de malesef kapımızı zorluyor. Giyim-kuşamdan tutun da,sofra adabına,komşuluk ilişkilerinden,ailevi bağlara kadar hemen hemen her kültürel değerimiz camdaki bir buğu misali silinip giderken,ne yazık ki Türkçe’yi de çepeçevre sarıverdi bu “yobazlaşma”. Ancak bu farklılaşma saygı değer büyüklerimizde,anne-babalarımızda ya da bizi aydınlatan o “gerçek aydın kesim”de değil de,alttan alttan gelen yeni nesilde patlak verdi hiç şüphesiz.

Artık Türkçe yerine Turkche,tamam yerine “ok”,kendine iyi bak yerine “kib” ve bunun gibi onlarca kelime deforme edilmiş,deyim yerindeyse lügatlarımızdan sökülüp atılmıştır.

Bu konuda sadece yeni neslin değil,temellerimizi atarken “malzemeden çalan” evebeynlerimizin de suçu oldugu şüphe götürmez bir gerçektir. Bir fidana neyi aşılarsanız,onu toplarsınız ağaç büyüyünce…

Ve de o ağaç sadece meyvelerini verdiği zaman başını eğmeli,aksi taktirde iklim şartlarının yarattığı etkiler değil ! Fazla söze ne hacet ? Ülkemizdeki iklim belli,bir “yabancı” rüzgarıdır esiyor,ya rüzgara kapılıp bir toz edasıyla savruluruz,ya da kendi fırtınamızı kendimiz yaratırız.

Rüyalarınız gerçek olsun istiyorsanız,uyanmalısınız !

Turan Enes # Parabola

Tuvalette Kainatı Yaratmak # Sitare

Posted by: parabolizm on: Aralık 24, 2009

mühendislik bilimlerinin temelinde kabullenmeler vardır.

termodinamiğin birinci yasası, enerjinin kayıpsız dönüşümünden bahsederken; termodinamiğin ikinci yasası, bunun mümkün olamayacağı; enerji dönüşümü sırasında tersinmezlik denilen kayıpların olacağını belirtir. mühendislik bilimlerinde hesap yapabilmek için karşılaşılan problemle ilgili sınırlar belirlenip, ihmal edilecek büyüklükler sıfır olarak alınır.

mesela; bir binanın çatısından bir kutu kolayı bırakalım. kola kutusu bulunduğu yükseklikten dolayı bir potansiyel enerjiye sahiptir ve termodinamiğin birinci yasasına göre yüksekliği azaldıkca bu potansiyel enerji; kinetik enerjiye dönüşecektir ve yüksekliğin sıfır olduğu yani yere çarptığı anda kinetik enerjisi en fazla olacaktır.
termodinamiğin ikinci yasasına göre ise yükseklik azaldıkca potansiyel enerji kinetik enerjiye dönüşecektir fakat düşüş sırasında oluşan sürtünmeden ötürü kayıplar oluşacaktır. enerji kayıpları ortaya çıkacaktır. sürtünmeden dolayı ısı açığa çıkacaktır.

mühendislik biliminde yukardaki problemle karşılaşıldığında sürtünme kuvveti ile ortaya çıkan ısı ihmal edilecektir. kolanın ısınmadığı varsayılacaktır. eğer sistem sınırlarını belirlemezsek ve ortaya çıkan ısıyı ihmal etmezsek böyle bir problemi çözmek bizim için çok zor olacaktır. yani mikro hesaplarla uğraşamayız. bu fizikcilerin işidir. çünkü onlar daha mikro analizler yapmaktadırlar. mühendis ile bir fizikcinin arasındaki fark bundan kaynaklanmaktadır.

masaya konan bir fincanın zamanla soğuyacaktır. ama biz oda sıcaklığını artırırsak yani fincanın sıcaklığını 20 derece kabul edersek odanın sıcaklığını 30 dereceye çıkartırsak fincan ısınacaktır. ısı geçişi için sıcaklık farkının olması gerekmektedir. yani fıncandaki kahvenin ısınması için çılgın bir moleküle gerek yoktur.

olasılık hesapları tamamen kabullenmeler üzerine kurulmuştur. bir madeni para havaya atıldığı zaman sadece yazı veye tura gelebileceği kabul edilip buna göre hesaplar yapılır. bir zar atıldığı zaman hilesiz olduğu belirtilir yoksa atılan zarın her yüzünün altı olduğunu düşünürsek altı gelme ihtimali 1(yüzde yüz), diğer sayıların gelme ihtimali sıfırdır.

iki cismin arasındaki çekim kuvvetinin aralarındaki uzaklığın karesi ile ters oratılı olduğu ve aradaki uzaklık sıfır olursa çekim kuvvetinin sonsuz olacağı ama uzaklık ne kadar artarsa artsın evrendeki her iki cismin arasında bir çekim kuvveti olacağı; bir fizik yasasıdır. apolloyu uzaya gönderirken bu kabule ihtiyacınız vardır ve mühendislerimiz ve fizikçilerimiz korkunç sonuçları engellemek için bunu hesaplarlar. hiç bir insan balkondan aşağıya plastik bir top atarken bunu düşünmez ama atılan bu plastik top çok daha korkunç sonuçlara yol açabilir.

felsefik ve teorik bilimsel yaklaşımlarda “herşey herşeyi etkiler ve herşey herşeyle ispatlanabilir veya hiçbir şey hiçbir şeyle ispatlanmaz” denilebilir.

her kaosun içinde bir düzen her düzenin içinde bir kaos vardır.

bugün evden çıkarken kapıyı biraz hızlı çarptığınız için okyanusta büyük bir depreme yol açarak meydana gelen tusunami ile binlerce insanın ölümüne yol açabilirsiniz. hapşırdığınızda bir yıldız patlayabilir. tuvalette ise yol açtığınız felaketin boyutunu hayal bile edemezsiniz. çünkü bir kainat yaratırsınız. can verir ve can alırsınız.

hesaplamarda kabullenme yapmayan tek güç tanrıdır. ilahi düzende var olan herşey bir denge üzerindedir. kaos sadece bizler için olmakla beraber kelebek etkisi denilen olay gerçek sayılacağı gibi, kaderci yaklaşımda da alın yazısı denilebilir.

bütün maddeler en düşük enerji seviyesinde olmak isterler. bunun içinde durmadan bir kaos yaratırlar yani düzene gelebilmek için kaos yaratırlar.

sonuçta biz de tuvalette yaptığımız bazı aktivitelerle hem kendi hemde dünyanın entropisini arttırarak binlerce kainat yaratıp binlerce kainatın yaşamına son verebilirz.

Sokak Sanatı

Posted by: parabolizm on: Aralık 24, 2009

Sokak sanatı diyiverince bircogumuzun aklına gelen ilk şey,graffiti’ler,duvarlara ve yerlere yazılan şekilli yazılar ve dolayısıyla batıya yönelen bir gençlik olacaktır. “Parab0La”,ya da “çar$ı” yazılarından ibaret değildir sokak,nitekim onlarca kavgayı,tonlarca kanı barındırır özünde. Sokak sanatı demek,sokağa adım attıgınız anda yaşamla-ölüm arasındaki teraziyi dengelemek demektir. Sokakta yaşamak,karanlık,sisli-puslu ve karanlık yolların getirdiği ve getireceği bütün olumsuzluklara göğüs germektir. Anlayacagınız ara sokakların duvarlarında gördüğünüz yazılar kadar şekilli değildir bu sokaklarda yaşayan cocukların hayatı. Ve de onların gökkuşağındaki renk,”graffiti”deki kadar geniş bir yelpazeye sahip değildir. Şayet ya siyahtır,ya da beyaz. Siyah ve beyaz salt renkleri ifade etmez özünde,siyah ölümü,beyaz ise cogu kez kötü bir alışkanlıgı -esrar,eroin,kokain vb.- temsil eder. Perspektifi görmek isteyenlere ise cevabım gayet keskindir. Sokak sanatı tanımlanamaz bir kavramdır,kavram olma yolundaki bir kargaşadır,mamafih belirgin bir tasviri yoktur desek yeridir. Simit satan bir amca,örgülerini sergileyen bir kadıncağız,ayakkabı boyayan bir cocuktur sokak sanatını icra eden. Ya da bol giyinip,hızlı konuşan;duyulmasa da “amacını” ta derinlerde hissettiren kendine özgü bir yaşamı ve kendine özgü bir ölümü olan,”sil atçı” bir mekanize zihniyetle yaklaşılan,”hip-hopçı” bir lansmandır sokak sanatı. Çıplak gözle göremezsiniz sokak sanatçılarını; onları görmek için,onlardan olmalısınız. Onları yaşayıp,onları ölmelisiniz…

Merhaba

Posted by: parabolizm on: Aralık 20, 2009

Herkese merhabalar,sizlere yeniden merhaba diyebilmek ne kadar güzel bir duygu anlatamam…
Anlatamam cünkü size anlatacak o kadar cok şey var ki,neresinden başlasam ben de bilemiyorum sevgili dostlar. Cok uzunca bir süredir sizlerle yazılarımı,ve hatta duygularımı paylaşamıyordum;üzerimde bunun vermiş oldugu bir burukluk ve eksiklik var hiç şüphesiz. Mütemadiyan dostlarımız bizlere ulaştı,durumumuz hakkında bilgi aldılar,blog uzun zamandır tozlanmaya yüz tutmuş kullanılmayalı. Antalya’da iş hayatına atılmış olmamdan dolayıdır ki sizlerle iletişim soguklugu yaşadık. Şimdi memleketime döndüm,yerel bir radyoda program yapıyorum. Anlayacagınız aşçılıga kısa bir süreliğine ara verdik,reklama girdim tabiri caizse iş hayatı bir filmse şayet ç)

Sizlerden uzaktayken cok şey değişmiş,sizler değişmişsiniz en basit deyimiyle. Site büyüyüp gitmiş,kocaman olmuş bu “bebek”. Binlerce parmak dokunmuş,binlerce göz gözlemiş neler olup bittiğini de,bizlerin haberi olmamış nedendir bilinmez. Belki kırgındır blog bana,vefasız oldugumu düşünmüştür ister istemez,ama değilim. Şartlar elvermediği için dostluk tazeleyemedik biricik dostumla,kalem arkadaşımla. Ama o günler artık geride kaldı,bundan sonra hep beraberiz,ayrılmamak ümidiyle yazıyorum gecenin şu saatinde sana.

Daha yazacak ve paylaşacak tonla şey var,şuan sabaha karşı olması sebebiyle gözlerim de dalıyor derinlere,kücülüp gidiyor çevresi. Kulaklıgın yaptıgı basınç ciddi anlamda sarsıyor uykusu kaçan beyin hücrelerimi,bu pozitifliktan tamamiyle sıyrılıp negatif bir etki yaratan titreşimlere bir son vermeliyim. Hummalı bir çalışma var içlerimdeki ağrıyı bastırmak için,uyku da kaçtı gitti avuçlarımdan,gözlerimden… Yarın tekrar görüşebilmek ümidiyle Para,selametle…